YÜZYILDA BİR GELECEK MÜRŞİD-İ KAMİL BAHSİ.

Mürşid-i Kamillerin yüz yılda bir geleceğine dair Hadis-i şerif:

عَنْ اَب۪ى هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللّٰه عَنْهُ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِنَّ اللّٰهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْأُمَّةِ عَلٰى رَأْسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ اَمْرِ د۪ينِهَا (د طب طس ك ق)

Ebu Hüreyre Radiyallahu anhu rivayeti ile Resulullah Sallallahu aleyhi ve sellem:

„Tahkik (Muhakkak) Hakk Teala bu ümmete bais eder, gönderir. Her yüz yılda (yüz senede) bir kimse din işlerini yeniler, tazeler, (ba's eder)[1] diye buyurmuştur.

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin bahsettiği gibi ba's eder. Bu ümmette bu mevcuttur. Kur'an-ı Kerim'de:

(Sure-i A'li İmran, Ayet 104)

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ

"Sizden bir taife halkı Hakka davet ile meşgul olanlar olur.“

Bunlar ehl-i haktır. Bu kimseler din işlerini yeniler, tazeler diyor.

Din işleri şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve zikrullah işleridir. Bu zat, bunların hepsini tazeler. Şeriatı, tarikatı, hakikatı, marifeti ve zikrullahı hepsinin erkanını bilen bir zattır demektir. Onun yaptığı gibi yapar.

[Tahkik (Muhakkak) Allah'u Teala her yüzyılda bir müceddid (dini tazeleyici) gönderir. Müceddid yenileyen, dini mübinin ihmal edilen yerlerini, unutulan yapılmayan yerlerini tazeleyen demektir. Onlar unutulan, ihmal edilen, yapılmayan, sünnetleri tazeler. İslamiyetin kökünü sağlam bir temele oturtturur. Bu vazife bitince dünyadan gider, çünkü Peygamberimizin vekilidir. Peygamberimiz son veda hutbesinde de; “Ayetler, Hadisler tamam oldu.[2] Belki bir daha ki seneye içinizde bulunamam” dedi. Ben bu Ayet ve Hadislerin yeryüzüne inmesi, size öğretilmesi, islamiyetin kökünün sağlam bir temele oturtturmak için geldim, vazifem de bitti, gideceğim demektir.”

Bir müceddid Mürşid-i Kamil'de aynıdır. Onun yanına gelenler bid'atlarını terk edip sünneti Resulullah'a Peygamberimizin sünnetini yapmaya alışması, alıştırılması lazım. Hangi halini incelersen aynı müceddidliği tutması lazım.

Zamanla bir müridle karşılaştım. Kendi şeyhinin müceddid olduğunu iddia ediyor. Ben;

- Müceddid olup, dini tazeleyici neler yapmış? Bu ümmeti Muhammedin din hususunda hangi eksiklerini düzeltip veya yanına gelenler bid'atlerini bırakıp, sünneti Resulullaha sarılmışlar mı? dedim. Hiç cevap vermedi. Bana sordu:

- Öyleyse müceddidi nesinden bilelim? Ben dedim ki:

- Kur'an-ı Kerim'de Allah'u Teala:

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

“Ve nünezzilu minel Kur'an. İla Ahir...”

“Biz Kur'an-ı mü'minlere şifa ve rahmet olarak indirdik.”[3] Kur'an baştan ayağa bütün şifadır, ilaçtır.

Hadis-i Şerif:

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْقُرْاٰنُ هُوَ دَوَاءٌ (ابو النصر والقضاعى)

“Kur'an bütün ilaçtır.”[4] İşte Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Kur'an-ı Kerim'in bu şifasını, rahmetini meydana çıkartmış, yanına gelen dertliler deva, hastalar şifa bulmuş, bütün müşkül işler hallolmuştur. Her okuduğu hasta, deli, sakat, felçli, körler şifa bulup iyi olmuştur. Bu şifa Kur'an-ı Kerim'de kıyamete kadar vardır. Cidden müceddid ise, Mürşid-i Kamil ise onun yanına gelen dertliler deva bulup, müşküller aynı halloluyor mu? Herkesin bildiği ve dediği gibi ismi azam duası ölüleri diriltir, o da Kur'an'dadır. Bu Kur'an-ı Kerim'in açıktan şifası, rahmeti kendinde görülüyor mu? İşte ölçü Kur'andır. Biz her alimi, Kur'an'la ölçeceğiz dedim.

Yine Kur'an'da ayet: “Ve beşşiril muhbitiyn. İla Ahir...”

“Ey Habibim! Sen benim muhbiyitn kullarıma müjde et."[5]

Kimde bu evsaflar varsa dünyada iken onlara müjde et demektir.

Muhbitiynlerin alameti:

1- Allah yolunda üzerlerine gelen kazaya, belaya sabrederler. Allah yolunda çalıştıkça Allah tarafından üzerlerine ibtila, bela gelir. Ona sabreder. Allah her vereceği büyük dereceyi bir belanın, ibtilanın arkasına saklamıştır. Bela çekmeden hiç bir evliyaullah ve peygamber ilerleyememiştir. Bütün Peygamberler bela ile ibtila ile ilerlemişler. Peygamberlerden hiç bela çekmeyen Sultan Süleyman Aleyhisselam'dır. Onun da elinden yüzük gitti. Kendi fakir düştü. Yedi sene bir köyün sığır çobanlığını yaptı. Sultan ismindeki bir çirkin kızı yalvara yakara, araya adam düşürüp, onunla zorla evlendi. Aradan yedi sene geçti, ibtila bitti, Yüzük tekrar eline geçti. Yine Sultan Süleyman oldu. Peygamberlerin içinde en az ibtila çeken, ömrünün diğer seneleri padişahlıkla geçen, Sultan Süleyman Aleyhisselam'dır. İbtilayı az çektiği için diğer peygamberlerden beşyüz sene sonra cennete girecektir.

Meşakkat çekmeyen bulmaz terakki,

Belasız vuslatı canan olunmaz.

Bela çekmeyen ilerleyemez. Allah'a vuslat, yakınlık hasıl edemez.

Belki hakikata eremen aşık,

İbtila mecaze çarpılmadıkça,

Zikre devam edip vakti seherde,

Nefs-i emmareden kurtulmadıkça.

Mecaz; Tarikatta Aşk-ı Mecazi dedikleridir.

Alıp nasihatı koyup beynine,

Tarikat zincirin takıp boynuna,

Nazar kılıp ağırına yeğnine,

Gidip kantarlara tartılmadıkça.

Sonra mehil edip engine akıp,

Vücudu hicranı odlara yakıp,

Kamil meclisinde oturup kalkıp,

Haya perdesi ile örtülmedikçe.

Böyle olanların ziyanı nerde,

Bürümesin gözünü hırs ile perde,

Kafadan söyleme gezdiğin yerde,

Huzuru Rabıta eylemedikçe.

Aç gözünü uyma sakın şeytana,

Hem sen tanı hem de tanıt ihvana,

Antep ellerinde yatan Sultana,

Huzuru Rabıta eylemedikçe.

Pirimiz Geylani, şeyhimiz Nadir,

Cihanı dolaşsan hakikat budur,

Azıtıp gideni düzelten odur,

Düzelmen huyunu terk etmedikçe.

2- Muhbitiynlerin ikinci alameti:

Onlar Allah'ı zikir ettikleri zaman kalpleri cila bulur.[6] Kalpleri kamaşır, titrer, hoplar. Diğer bir ayette;

قَالَ اللّٰهُ تَعَالٰى: تَقْشَعِرُّ مِنْهُ جُلُودُ الَّذ۪ينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ ﴿٢٣﴾

“Allah korkusundan onların derileri titrer, kendileri titrer,”[7] diye yazar.

Yani kendi zikir ettiği zaman ve zikir yaptırdığında ihvanların da titreme, oluyor mu? Allah, Hay, Hu, Hakk gibi esmalarla bağırıyor mu? Bu da Allah korkusundan oluyor mu? Allah'ı çok zikreden dervişler, Allah'u Teala'nın aşkından içerisi yanar, acır ve gözlerinden yaş gelir. İşte bu gibi haller onlarda olur.

Sesli, bağırarak ağlarsa; Gözünde de yaş yoksa bu ağlamak şeytandandır. Yaptığı zikrullah yukardaki ayetleri tutuyor mu? Yoksa böyle Allah korkusundan titreme, korkma, bağırma olmuyor da ancak çok şiddetli zelzele, deprem devam edince herkesin Allah diye bağırma aklına düştüğü gibi sadece o zaman mı bağırıyor? Veya denizde çok şiddetli fırtına olup gemi yüzdeyüz batacağını görünce herkesin Allah diye bağırdığı gibi mi bağırıyor?

Bir insan çok fazla korkunca fazla bağırır. Hakiki mü'minde Allah'tan her zaman çok korkar, haliyle bağırır. Nakşi tarikatının piri olan Hazreti Ebu Bekir kendi ve tarikatındakiler zikrullahı, gizli (hafi) yaparlar. Hazreti Ebu Bekir'e Allah'u Teala Peygamberimizin vasıtası ile:

“Ben, Ebu Bekir'den razıyım. Kendi de benden razı oldu mu?” sor deyince Hazreti Ebu Bekir aşka gelip, ayağa kalkdı. Bir tek baş parmağının üzerinde dönmeye, hem de “Ene razı, ene razı” “Ben razıyım, ben razıyım” diyerek avazının çıktığı kadar saatlerce o halle dönmeye, bağırmaya devam etti. Halbuki Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bu bağırması, dönmesi terk-i edeb oluyor. İşte aşk fazla gelip Allah'tan çok korkunca o da bağırıyor. Aşk fazla gelince insan utanmayı, saygıyı unutur, bağırır, çağırır. Çeşit çeşit hale geçer. Hazreti Ebu Bekir'de o hal kendisinde olmadan normal zamanda Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in yanında bağırmasına imkan var mı?

Derviş olan kişiler,

Deli olağan olur,

Aşk nedir bilmeyenler,

Ona güleğen olur.

Adem gülme sen o'na,

İyi değildir sana,

İnsan neye gülerse,

Başa geleğen olur.

Bir kişi aşık olsa,

Aşk deryasına dalsa,

Ol deryanın dibinde,

Cevher bulağan olur.

Derviş la mekan olur,

Dünya terkini bulur,

Dünya terkin bulanlar,

Didar göreğen olur.

Yunus Emre sen dahi,

İncitme dervişleri,

Dervişlerin duası,

Kabul olağan olur.

Yunus EMRE.

3- Namazların üzerinde mukim olurlar, devamlı kılarlar; Allah'ın emri olan beş vakit namazı kılar. Sünnetleri, nafileleri de kılar. Akşam namazı ile yatsı namazı arasındaki evvabin namazını, gece kalkıp teheccüd namazını, güneş doğduktan kırkbeş dakika sonra ışrak namazını, güneş doğduktan iki saat sonra kuşluk namazını, her abdest aldıkça iki rek'at abdest namazını, her camiye girdikçe Tahiyyet'ül Mescid namazını, her birisinin hakkında ayrı ayrı bir çok Hadis-i şerifler vardır. Bizce sadece beş vakit namazı kılan, Peygamberimizin bu dedikleri namazlardanda en az birisini veya birkaçını kılmadıktan sonra tam mukim sayılamaz. Çünkü Peygamberimize uymamızı Allah'u Teala Kur'an-ı Kerim'de emrediyor. “Siz, Allah'u Teala'ya ve Resul'üne itaat edin”[8] buyuruyor. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem bunların hepsini kılsın, sen bu sayılanların hiç birisini yapmazsan, Kur'an'da ki o Allah'ın emrine ve Peygamberimizin sünnetlerine, sözlerine uymuş sayılmazsın. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem;

“Evvabin namazını kılan 12 senelik ibadet sevabı alır.[9] Yatsı namazından sonra iki rek'at nafile namaz kılan kadir gecesini ihya etmiş gibi sevab alır.[10]

Diğer bir Hadis-i Şerifte'de: Gece sabaha kadar namaz kılmış gibidir. Teheccüd namazı peygamberimize farzdı, o daha mühimdir.

Kuşluk namazını kılan; kabul olmuş bir hacc bir umre sevabı alır. “Denizlerin köpüğünün sayısınca günahı olsa affolur.”[11] diye buyuruyor.

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem tek yapsınlarda az ibadetle büyük mükafat alsınlar, mes'uliyetten kurtulsunlar diye yana yakıla bunları haber veriyor. Sen beş vakit namazını kıl, bu sana yeter de. Peygamberimizin diğer söyledikleri namazlara hiç kıymet verme. İşte tam tarikat ehli yanında, (bunları yapanların yanında,) senin mukim olmana imkan var mı? Ancak beş vakit namazı kılamayanlara ben mukimim diyebilirsin. Bunlarınkine göre de yapamıyorum, acizim Allah affetsin. İnşallah bende yaparım gibi sözler söylemen lazımdır.

4- “Ve mimma razegnahüm, ila Ahir...”

“Onlar Allah'u Teala'nın kendine verdiği rızıktan (yiyeceklerinden) fakir fukaraya yedirir, içirir, dağıtır.”[12] Gözü, gönlü bol olur, evinde misafir devamlı kalabilir. Sofrası açık, cömert demektir. Bunun birisi noksan olursa o müjde edilenlerden olmayıp, Allah'u Teala'ya sevilemeyeceğine işarettir. Bir alim, bir şeyh, bir müceddid bunlarla ölçülür. Bunların birisi eksik veya az olursa o kimse büyük adam olamaz. Bu sayılanların hepsini herkesten ziyade yapması lazımdır.

Hadis-i Şerif:

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'e sordular:

- O büyük zatı nesinden bilelim? Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

5 - “Bisseha-i ven nasihatü, ila Ahir...”

“Cömertliğinden ve halka bol nasihatından bilirsiniz,”[13] diye buyurmuştur.

Cömertliği; herkesten ziyade cömert, gözü gönlü bol yedirir, içirir, giydirir. Bütçesine göre o zamanın en çok misafirperveri ve cömerdi olur. İbrahim Aleyhisselam'de halilliği misafirperverlikte buldu.

İkinci Allah rızası için halka beleş, bol nasihat eder. Nasihatı ayetten, hadisten, Edille-i şer'iyye'den söyler. İlm-i Hikmet, ilm-i ledünden söyler. İlk defa millet kabul edemese de sonunda söylediği sözün, yaptığı işin hikmeti meydana çıkar. Haklı olduğu anlaşılır, kendisinde de ilm-i hikmet zuhur etmesi lazım. İlm-i hikmet dediğimiz Sure-i Kehf'te Musa Aleyhisselam'nın, Hızır Aleyhisselam'dan öğrenmeye çalıştığı ve muhalefet ettiği o ilimdir. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem hakkında okumuşluğu yoktu diyebiliyoruz ama ilm-i yok diyen kafir olur! İlm-i hikmet, ilm-i ledün, ilm-i yakin. Zahir-batın bütün ilimlerin hepsinin başı kendindedir.

Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır

Bu gelen tevhid-i irfan kanıdır.

Şimdi zamanemizde ki şeyhlerde bunlar araştırılmıyor, araştırdıklarını zahirde araştırıyorlar. Halbuki batınını, iç yüzünü araştırmaları lazım. İyi Kur'an okuyor mu? İyi Kur'an okutuyor mu? Şiş vuruyor, ateş tutuyor, kalbten geçeni biliyor mu? Bunlar araştırılıyor. Mesela okuduğu hastalar şifa bulmalı, en zor müşkil işler kendinin duası ile hallolmalı, söylediği sözler herkese ters gelse bile zaman geçtikçe herkeste sözünün doğru ve hikmetli olduğu meydana çıkmalı. Kendinin müridleri hal ehli olup çok aşklı olmalı zikrullahı çok yapmalı. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in hadislerini hem yapmalı, hem de yaptırmalıdır. Bir şeyh var deniliyor, yüzünü milletten saklıyor, yüzüne peçe örtüyor. Halbuki Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem ömründe yüzüne peçe örtmemiş. Bilakis hadisinde “Alimin yüzüne bakmak ibadettir”[14] diyor. Hakiki alimse yüzüne bakmak ibadettir. Kendisi niçin yüzünü saklıyor. O birisi büyük şeyh diyorlar. Evine misafir kabul etmiyor. Hatta bazısı var ki, evine müridleri de kabul etmiyor. Kendisi ile otelde konuşuyorlar. İşte hakiki şeyh bunlarla ölçülür. O biri sigara içmeyi mübah, mahzuru yok görüyor veya içiyor.

Adam dedi ki; Bu dediğin gibi olan var mı? Bir tane misal verebilir misin? deyince, Ben:

- Bilal Babam'ın aynı misafir odası geceli-gündüzlü dolar, taşar, misafir eksik olmazdı. Yanına gelen dertliler deva, hastalar şifa bulur, müşkül işler hallolur. Bu fazla ibadetleri, fazla zikirleri, namazları hem kendisi yapar, hem de millete yaptırır. Yanına gelen çocuk yaşta olsa bile heveslenir, sakal bırakır. Müridlerinin ekseriyeti evvelce tütün içmeye tiryaki oldukları halde, binlerce kişi sigarayı malaiyaniliği, gıybeti, kötü ahlaklarını terk etti dedim.

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem Mekke'den Medine'ye hicret etti. Arası 400 küsur kilometredir. On sene orda kaldı, geri doğum yeri olan Mekke'ye geldi. Bilal babam, Giresun'a sürgün gitti, düz yaya olarak gidersen o da 400 kilometre kadardır. On sene orda kaldı, geri memleketine geldi. Peygamberimizin vefatından üç-beş ay sonra Hz. Fatıma anamız vefat etti. Bilal Babamın vefatından üç-dört ay sonra kızı Medine bacımız vefat etti. Bunun gibi ömür boyu yaşantısının hepsini incelersen Peygamberimizin ve eski peygamberlerin yaptıklarının ve başından geçenlerin bir benzeri kendinin başından geçmiştir. Saysak çok uzun sürer. Siz Müceddidliği öyle kolay mı zannediyorsunuz?

Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

قَالَ رَسُولُ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْعُلَمَٓاءُ وَرَثَةُ الْأَنْبِيَٓاءِ (خ م د ه حم هب در)

“Peygamberlerin varisleri ulemalardır.”[15]

Bir babadan evladına miras olarak onun varisi olarak ne kalır? Malı kalır. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in malıda bu saydıklarımdır. İşte bu saydıklarımız kalır. En fazla yanına gelen dertlilerin deva bulması, hastaların şifaya kavuşması, müşkül işlerin hallolması lazımdır. Bilal babam da bu hal çok görülmüştür. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'de sayılamayacak kadar çok görülmüştür. Peygamberimiz Sallallahu aleyhi ve sellem'in yerine bakan müceddidde görülmesi lazımdır. Çünkü Allah'u Teala verdiğinde yanılmaz. Onun okumasına şifayı veren Allah olunca onu hepsinden fazla sevdiği belli oluyor.]


[1] Kütüb-i Sitte, Cild 15, Hadis No: 5577; Ebu Davud, Sünen; Hadis No: 3740, Taberani, Mu’cenu’l Kebir; Hadis No: 1118, Taberani, Mu’cenu’l Evsat ; Hadis No: 6715, Mirat-ı Kainat Cild 2, s.33; Müzekki'n- Nüfus, s.419.

[2] Sure-i Maide, Ayet 3.

[3] Sure-i İsra Ayet 82; Sure-i Yunus Ayet 57; Sure-i Şuara Ayet 80; Sure-i Fussilet Ayet 44.

[4] Sünen-i ibn-i Mace, Cild 9, Hadis No: 3533; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 2796.

[5] Sure-i Hac, Ayet 34.

[6] Sure-i Enfal, Ayet 2; Sure-i Hac, Ayet 35; Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 258, 261; Müzekki'n Nüfus, s. 387.

[7] Sure-i Zümer, Ayet 23.

[8] Sure-i Nisa, Ayet 13, 69, 80; Sure-i Maide, Ayet 92; Sure-i Enfal, Ayet 20, 24; Sure-i Nur, Ayet 52, 54; Sure-i Ahzab, Ayet 71; Sure-i Muhammed, Ayet 33; Sure-i Fetih, Ayet 17; Sure-i Hucurat, Ayet 14; Sure-i Tegabün, Ayet 12.

[9] Sünen-i Tirmizi, Cild 1, Hadis No: 431; Sünen-i İbn-i Mace, Cild 4, Hadis No: 1374; İmam-ı Gazali «Huccetül İslam», s. 27.

[10] Huccetü'l-İslam, s. 27.

[11] Kütüb-i Sitte, Cild 9, Hadis No: 3022; Tirmizi salat, 346 (476 Kenzü'l-İrfan, Hadis No: 67.

[12] Sure-i Hac, Ayet 35.

[13] Taberani, Mu’cemu’l-Evsat, Hadis No: 10237; Ma’rifetü’s-Sahabeti li Ebi Naim İsbehani, Hadis No: 4013; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 1, s. 779; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, s. 627.

[14] Ramuzu'l Ehadis, Hadis No: 3489; Berika, Cild 2, s. 282

[15] Buhari, İlim, C. 1 s. 119; Süneni Ebu Davud, Hadis No: 3157; Süneni Tirmizi, Hadis No: 2606; Süneni İbn-i mace, Hadis No: 219; Darimi, Hadis No: 351; Şa’bul İman Li’l-Beyhaki, Hadis No: 1651, 1659; Ramuzu'l-Ehadis, Hadis No: 1127, 3455, 5216; Muhtarü'l-Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 222; El-Uhudü'l-Kübra (İmam-ı Şa'rani), s. 53; Mir'at-ı Kainat, Cild 1, s. 619; Kütüb-i Sitte, Cild 1, s. 428; Envarü'l-Aşıkin, s. 436.