RAMAZAN’IN SON CUMASI KILINAN KAZÂ NAMAZI

Hadis-i Şeriflerde geçtiği üzere Ramazan’ın son Cumasında kılınan kazâ namazının mükafatından dolayı, Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem’in zamanından bu güne kadar Müslümanlar bu namazı kılmaktadırlar. Günümüzde ise bâzı kimseler; ″Hiç bir delile dayanmadan, Ramazanın ilk Cumasıyla son Cuması arasında ne fark var, böyle bir namaz yok, Ehl-i Sünnet kaynaklarında geçmiyor, hattâ buna inanan kişi haram işler, küfre girer″ gibi haddini aşan sözler söylemektedir. Halbuki Ehl-i Sünnet kaynaklarında bu türden halkı ibâdete teşvik eden Hadis-i Şerifler gayet çoktur. Günümüze kadar gelen Ehl-i Sünnet ulemâsı, bu namazların kılınmasında büyük mükafatlar olduğunu söylerek halkı da bu namazları kılmaya teşvik etmişlerdir.

Bu hususta Ehl-i Sünnet ulemâsının büyüklerinden olan İsmâil Hakkı Bursevî Hazretleri, Ruh’ul-Beyan adlı tefsirinde Sûre-i En’am, Âyet 54-55’in izahında şu Hadis-i Şerif’i naklederek açıklamıştır:

أَيُمَا عَبْدٌ اَوْ اَمَةٌ تَرَكَ صَلَاتَهُ فِى جَهَالَتِهِ فَتَابَ وَنَدِمَ عَلَى تَرْكِهَا فَلْيُصَلِّ يَوْمَ الْجُمُعَةِ بَيْنَ الظُّهْرِ وَالْعَصْرِ اِثْنَتَيْ عَشْرَةَ رَكْعَةً يَقْرَأُ فِى كُلٍّ مِنْهَا الْفَاتِحَةَ وَآيَةَ الْكُرْسِيِّ وَالْإِخْلَاصَ وَالْمُعَوِّذَتَيْنِ مَرَّةً لَا يُحَاسِبُهُ اللّٰهُ تَعَالَى يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَوَجَدَ صَحِيفَةَ سَيِّآتِهِ حَسَنَاتٍ.

[″Kadın veya erkek herhangi bir kul cehaleti sebebiyle namazı terketse ve bu yaptığına pişman olup Cuma günü öğle ile ikindi arasında her rek’atında Fâtiha, Ayete’l-Kürsi, İhlâs ve Muavvizeteyn’i birer defa okuyarak on iki rek’at namaz kılsa, mahşer günü Allah’u Teâlâ onu hesaba çekmez ve (amel defterinin) günah yazılmış olan sayfalarını sevap yazılmış olarak bulur.″[1]

Allah’u Teâlâ bu namazı kılanı mahşer gününde,″Sana farz kıldığım halde neden vaktinde kılmayarak geciktirdin″ diye hesaba çekmez. İşte bu da, tevbesini ve özrünü kuvvetlendiren bu namazı kılması sebebiyledir. Şeriatta insanın namazını kılmadığı için hesaba çekileceği gibi, kazâya bırakıp geciktirdiği için de hesaba çekeceği bilinmektedir. Bu açıklamayla bâzı kişilerin Ramazan’ın son Cumasında Öğle ile İkindi arasında insanların bir gün ve bir gecelik (bir günlük beş vakit) namazı kazâ etmeye gayret göstermeleri konusundaki maksat da böyledir. İşte onların kıldığı namaz gerçekte bu namazdır. Fakat insanların çoğu bu namazın keyfiyyetinde hatâya düşmektedirler.][2]

Yani bir kimsenin keyfi olarak namazlarını geçirip, Ramazanın son Cumasında kazâ ederim, böylelikle namazlarımın hepsini ödeştirmiş olurum″ diye düşünmesi büyük bir hatâ, günah olur. Bir Hadis-i Şerif’inde Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem:

...أَنَّهَا تَعْدِلُ حَجَّةً مَعِي يَعْنِي عُمْرَةً فِي رَمَضَانَ ( خ م ن د ه عن ابن عباس ت عن ام معقل)

Ramazan’da ki bir umre, benimle yapılan hacca denk olur″[3] diye buyurmuştur. Bu umrenin hacca denk olması, kişinin üzerindeki hac farziyetini düşürmez. İmkanları ve maddi durumları müsait olduğunda bu kişinin yine farz olan haccını yapması gerekir. İşte Ramazan’ın son Cumasında kılınan kazâ namazı da bu anlamdadır.

Yine bu husus, Hanefi mezhebinin kaynaklarından olan Hidâye’nin şerhlerinde, ″en-Nihâye″ adlı eserde de nakledilmiştir.

Bu konudaki diğer rivâyetler de şöyledir:

مَنْ صَلَّى فِي آخِرِ جُمُعَةٍ مِنْ رَمَضَانَ الْخَمْسَ الصَّلَوَاتِ الْمَفْرُوضَةَ فِي الْيَوْمِ وَاللَّيْلَةِ قَضَتْ عَنْهُ مَا أَخَلَّ بِهِ مِنْ صَلاةِ سَنَتِهِ

″Her kim Ramazan’ın son Cumasında farz olan bir günlük beş vakit namazı kılarsa, daha önce geçirmiş olduğu bir yıllık namazın yerine geçer.″

مَنْ قَضَى صَلَاةً مِنَ الْفَرَائِضِ فِي آخِرِ جُمُعَةٍ مِنْ شَهْرِ رَمَضَانَ كَانَ ذَلِكَ جَابِرًا لِكُلِّ صَلَاةٍ فَائِتَةٍ فِي عُمُرِهِ إِلَى سَبْعِينَ سَنَةً

″Kim Ramazan ayının son Cumasında farz bir namazı kazâ etse, bu o kişinin ömründe kaçırmış olduğu yetmiş yıla kadar olan bütün namazları için tamamlayıcı olur.″[4]

İbâdete teşvik eden bu tür hadislerle amel edilmesinde çok sevap vardır. Nitekim İmam-ı Âzam Hazretleri şöyle buyurmuştur: ″Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem’den gelen mürsel ve zayıf hadis, kıyastan evlâdır. Öyle bir hadis bulunduğunda kıyas yapmak câiz değildir.″ Yani, nakledilen hadis kaynağı, ne kadar zayıf görülse de âyete ve diğer hadislere muhalefet etmediği sürece, insanlar bu hususta akıl yürüterek kıyas yapamazlar, demektir.

Bu hadislerin, âyetlere ve diğer hadislere ters gelen bir tarafı olmadığı gibi, bu hadislerin doğru olduğuna delil teşkil eden başka âyet ve hadisler de vardır. Meselâ bir Hadis-i Şerifinde Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem:

مَنْ صَلَّى بَعْدَ الْمَغْرِبِ سِتَّ رَكَعَاتٍ لَمْ يَتَكَلَّمْ بَيْنَهُنَّ بِسُوءٍ عُدِلْنَ لَهُ بِعِبَادَةِ ثِنْتَيْ عَشْرَةَ سَنَةً (ه ت عن أبى هريرة)

″Her kim, akşam namazından sonra altı rek’at Evvâbin namazı kılar ve arasında dünyâ kelâmı konuşmazsa, bu onun için on iki senelik ibâdete denk tutulur″[5] diye buyurmuştur. Hattâ Allah’u Teâlâ: ″Kadir Gecesi, ondan başka olan bin aydan hayırlıdır″[6] diye buyurmaktadır. Kişinin bu türden ibâdetleri yapması, elbette onun üzerindeki farz olan yükümlülüğü kaldırmaz. Bir kimse ben her yıl Ramazan’da bu namazı kılarım, başka namaz kılmama gerek yok diyemez. Ancak bir kişi elinden geldiği kadar namazını kılar, geçmişte kılamadığı veya hatırlamadığı namazlardan eksiği varsa, onların telafisi olarak da bu türden olan namazlardan kılar ve Allah’u Teâlâ’dan bunun kabulünü umar. Diğer zamanlar kazâ namazı kılmak isterse de dilediği kadar kılabilir, buna engel yok. Ama Ramazan ayının son Cuması yılda bir defa gelir, tıpkı Kadir Gecesi gibi. Kadir Gecesinde yapılan ibâdetler, içinde Kadir Gecesi olmayan bin ay yapılan ibâdetten daha hayırlıdır. Bin ay ise seksen üç yıl yapmakta, bu da genel olarak bir insanın ömründen daha fazla bir süreyi kapsamaktadır. Nasıl ki, Kadir Gecesini ihyâ eden bir kimse, ben zâten Kadir Gecesini ihyâ ettim, ibadetle geçirdim, artık ibâdet yapmama gerek kalmadı demez ise, Ramazan’ın son Cumasında kazâ namazı kılan kimse de benim artık namaz kılmama gerek yok diye düşünmez, Allah’tan mükafaatını umarak bu namazı kılar. Bu sebeple amellerin faziletlerine dair ve ibâdete teşvik türünden olan hadisleri inkâr ederek, insanları nâfile ibâdetten uzaklaştırmak büyük bir hatâdır. Çünkü ibâdette bid’at olmaz. Bu hususta Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

كُلُّ بِدْعَةٍ ضَلَالَةٌ اِلَّا فِى عِبَادَةٍ.

″Her bid’at dalâlettir (şaşkınlıktır, azgınlıktır), yalnız ibâdette değildir.″[7] Yani bir kimse hakkında hadis olmayan bir ibâdet yapsa, meselâ; öğle ile ikindi arasında on rek’at fazladan nâfile namaz kılsa, bu kişiye ″Bununla ilgili zayıf dahi olsa bir hadis yok, sen bu namazı nerden icat ettin, kılma, bid’attır″ diyemez. İşte Hadis-i Şerif’te anlatılan da bu anlamdadır.

Bir Hadis-i Kudsî’de:

يَقُولُ اللّٰهُ عَزَّ وَجَلَّ أَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِي بِي... (خ م عن أبى هريرة)

Allah’u Teâlâ: ″Ben kulumun zannındayım″ diye buyurmuştur.[8]

Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا الْأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ وَإِنَّمَا لِامْرِئٍ مَا نَوَى (خ م عن عمر بن الخطاب)

″Şüphesiz ki, bütün ameller niyete göredir. Herkes yaptığı amelin karşılığını niyetine göre alır.″[9]

Bizler de, samîmi niyetlerle bu türden mükafatı çok olan müjdeli hadislerle amel ederek, mükafatını Allah’tan bekleriz ve Allah’u Teâlâ’nın da karşılığını en güzel şekilde vereceğine inanırız. Fakat buna inanmayan kimse bu mükafatlardan mahrum kalır. Aynı şefaate inanmayan kişilerin şefaatten mahrum kalmaları gibi. Nitekim bu hususta Peygamberimiz Sallallâhu aleyhi ve sellem:

شَفَاعَتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقٌّ فَمَنْ لَمْ يُؤْمِنْ بِهَا لَمْ يَكُنْ مِنْ أَهْلِهَا (ابن منيع عن زيد بن أرقم وبضعة عشر من الصحابة)

″Mahşer günü şefaatim haktır. Fakat her kim şefaatime inanmazsa, şefaate uğrayanlardan olmayacaktır″[10] diye buyurmuştur.

İnsanları nâfile olarak yapacağı ibâdetlerden soğutmak, ″Sünnete, nâfile ibâdete gerek yok, farzı yaparsanız yeter″ gibi sözler, vahhabi mezhebinin belli başlı slogan ifadeleridir. Ehl-i Sünnet ise, adından da anlaşıldığı üzere Âyet-i Kerimeye önem verdiği gibi sünnete de önem verir. Çünkü sünnetler, âyetlerin şerhidir, âyetlerin yaşantıya dönüşmüş halidir. Resûlullah Efendimiz de hadislerinde, hep insanları fazla ibâdet etmeye teşvik etmiştir. Hiçbir hadiste; ″Bu kadar fazla ibâdet yapmanıza gerek yok, bu namazı kılmayın″ gibi ifadeler geçmemektedir. Resûlullah Sallallâhu aleyhi ve sellem, gelmiş geçmiş günahları affolduğu halde her gece ibâdet eder, hattâ bazı geceler hiç uyumaz sabaha kadar ibâdet eder, mübârek ayakları şişerdi. Müslümanlar, Resûlullah Efendimizin ve onun Ashabının yaşantısını örnek alır, onların yaşadığı gibi yaşamaya çalışır. Bunlara Ehl-i Sünnet denir. Allah’ım, bizleri Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat Mezhebinin görüşünden ayırmasın, âmin.


[1] İsmail Hakı Bursevî, Rûh’ul-Beyan, c. 2, s. 157.

[2] İsmail Hakı Bursevî, Rûh’ul-Beyan, c. 2, s. 157.

[3] Sünen-i Ebû Dâvud, Menâsik 79; Sahih-i Buhâri, Umre 4; Sahih-i Müslim, Hac 36; Sünen-i Tirmizî, Hac 95; Sünen-i İbn-i Mâce, Menâsik 46; Ahmed b. Hanbel, Müsned, Hadis No: 2670, Sünen-i Nesâî, Sıyam 6; Kütüb-i Sitte, Hadis No: 1169.

[4] Keşf’ul-Hafâ, Hadis No: 2575. Bu Hadis-i Şerif, Hanefi Mezhebi’nin kaynaklarından olan Hidâye’nin şerhlerinde, en-Nihâye adlı eserde de nakledilmiştir.

[5] Sünen-i İbn-i Mâce, İkâmet’us-Salât 113; Sünen-i Tirmizî, Salat 319.

[6] Sûre-i Kadir, Âyet 3.

[7] Kenz’ul-İrfan, Hadis No: 810.

[8] Sahih-i Buhâri, Tevhid 15; Sahih-i Müslim, Zikir, Tevbe ve İstiğfar 1.

[9] Sahih-i Buhârî, Îman 41, Nikâh 5; Sahih-i Müslim, İmâre 45 (155 Sünen-i Ebû Dâvud, Talak 11; Tirmizî, Fedâil’ül–Cihat 16.

[10] Kenz’ul-Ummal, Hadis No: 39059.